Türkiye Görme Engelliler Derneği

Association of Blinds of Turkey
Kuruluş 1970

Son Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2014 Pazartesi


 

PAYLAŞMADAN, BAYRAM OLMAZ...
Kim bilir? Geçen yıl bayramını bizler gibi kutlayan kaç insan, yeni bir bayramı göremeden aramızdan sessizce çekilip gitti. Elbette bir o kadarı da, belki biraz daha fazlası bile, henüz bayramı anlama ve yaşama tadına bu bayramda varacak. Bu durum, insanlıkla, bayramlar arasında, dünya’nın var oluşundan beri süregelen mutlak bir ilişkidir ve ebediyete kadar da, böyle devam edecektir.

Bayram: toplumların sevinçlerini paylaşmak için, seçtikleri özel günlerin adıdır Ve birlikte bayram yapabilmek için, ortak değerlerin, ortak sevinçlerin, dolayısıyla da, ortak üzüntülerin olması gerekir. Yani: Bayram yapabilmenin olmazsa olmaz koşulu, paylaşmaktır.
Zenginliği, fakirliği;
yiyeceği, giyeceği;
başarıyı, başarısızlığı;
acıyı, sevinci;
hasılıkelam neyimiz varsa onu paylaşmayı zorunlu kılar.
Özetle, bayram yapma hakkı, adam gibi, adam olanlarındır.


Toplum içerisindeki adam gibi, adamların sayısı azaldıkça da, bayram yapma alışkanlıklarından tutunda, bayramın gerekliliğine kadar her şey sorun olmaya başlar.

Peki bizler, içerisinde yaşadığımız toplumda, adam gibi, adamların sayısını arttırma ve ağız tadıyla bayramlar kutlama hedefine sahip miyiz? Kanımca, hayır.

Günümüzde, imkanları sınırlı olan o, saf köylü ve küçük kentliden oluşan bir avuç insanı bir yana bıraktığımızda, toplumun geneli, bayramı iki farklı yaklaşımla değerlendirir.

Bunların birincisini, bayramı yıllık tatil gibi, anlayan, yakalanmamak için, ilk günden evi barkı terkeden, kimsenin bulamayacağı bir yere kaçanlar,oluşturmaktadır. Bunlar için, bayramın niteliğinin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, bayramın bir tatil günü olmasıdır. Bir ikinci husus ise, tatilin geçirileceği yerdeki otellerin fiatları ile, konumlarının, kurulacak iş bağlantıları ya da, bayram sonrası yapılacak dost sohbetlerinde hava atmaya uygun olup olmadığıdır. Bu tatillerde, bazıları için, hayal dahi edilemeyecek paralar harcanır ve birkaç gün sonrasında, dönülür. Dönüşün ardından, kaybedilen paranın yeniden kazanılması için, daha hırçın, daha acımasız, daha gaddar biçimde saldırılır ortalığa.

İkinci gurubu ise, eski bayramlarla avunanlar ve o günlere özlem duyanlar oluşturur. Bol miktarda eski bayram hatıraları anlatılır. Kucak kucağa yatılan ayakkabılardan, Yılda bir kez alınan elbiseden den vurulur ve o günlere özlem duyulur. Oysa, o günlerde insanların ayakkabılarla yatacak kadar çok sevinmelerinin ya da, yılda bir kez alınabilen elbisenin, insan hafızasındaki gücü, bayramdan değil, fakirlikten gelen, ızdıraptır. Bilmezler ki: o ızdırabı yaşayıp, hissettirmeyen, ana/babaların içerisinde bulunduğu durumu. Şükürler olsun ki, halkımızın çoğu, artık bir ayakkabı veya elbiseye kavuşmayı bir ömür hatırlayacak konumdan çıkmıştır.

Ancak, bu durum, eski bayramlara olan özlemi tüketmeyecektir. Zira: gün geçtikçe düzelen imkanlara, karşılık, paylaşım azalmakta, ortak değerlerimiz zayıflarken, bireysel hesaplarımız ağır basmakta ve bu nedenle de, birbirimizin sorunlarına, ilgisiz kalmaktayız.

Ne yazık ki: bedelini çok ağır ödeyerek, bir bayram gününde aldığı bir çift ayakkabı ile, çocuğunun aklında bayramı, bir ömür hatırlanır hale getiren bir neslin evlatları olarak bizler, kendi çocuklarımıza, bencilliği, aşağılamayı, zor durumda bulunanlara seyirci kalmayı, bütün iyilikleri sadece kendisi için istemeyi öğretebildik. Şimdide, adam gibi, bir bayramın özlemini çekiyoruz.

Hani demiştik ya!
Bayramlar, toplumların sevinçlerini paylaştıkları özel günleridir diye. Biliyoruz ki: sevinçler paylaşıldıkça çoğalırken, üzüntüler paylaşıldıkça azalmaktadır. Peki iyi günümüzde bizimle sevinecek kadar çok sayıda insanı bulabilmek için, aceba, o kimselerin acı günlerinde yanlarında oluyor muyuz? Bir an olsun onları hatırlıyor muyuz?
Bildiğimiz durumları karşısında, en küçük bir zevkimizden geri kalıyor muyuz?

İşte, Bu sorulara verilecek cevap, bayramların bayram olup olamayacağını da, ortaya çıkaracaktır. maalesef olumlu örneklerin sayısı, olumsuzlardan az.

Günümüzde, ortalığa şöyle bir baktığımızda, içimizi acıtacak bir sürü örneği hemen görebiliriz.

Bir yanda, 800 lira’lık asgari ücretle, geçinmeye çalışan ve bir çoğu da, sosyal güvenceden mahrum, yığınla insan, diğer yanda, bir öğün yemeğinde bunun misliyle harcamakta tereddüt etmeyen azınlık.

Bir yanda alamadığı yarım puan nedeniyle, üniversiteye giremeyen yığınlar, diğer yanda, milyarları harcayıp özel üniversitelere devam edenler,

Bir yanda, keyfekeder insanları işe alan veya işten atan azınlık, diğer yanda, gördüğü iş ilanının peşine düşebilecek kadar bilet parasını bulamayan yığınlar.

Bir yanda fildişi kulelerinde fikir yarıştıran muhteremlere karşın, diğer yanda ülke için can veren evlatlar.

Devam etsem onlarcasını ekleyebileceğim bu listedeki, acımasızlıklara çare bulunmadıkça, bizlerin gerçek bayramları görme imkanı olmayacaktır.

Artık sağ duyunun ayağa kalkması ve birilerinin bir şey, yapması lazım.

Birde bizim, her bayramda adeta kaderimizmişçesine terk edemediğimiz trafik kazalarına verdiğimiz canlar.

Evet, özledik, gerçekten çok özledik.
Adam gibi, bayram yapmayı özledik.
Beraber ağlayıp, beraber gülmeyi özledik.


İnsan onuruna yaraşır ayrımcılıktan uzak, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir dünyanın bayramlarını özledik.

İnançlarımız, dürüstlük ve toplum yararı için kavga etmeyi özledik.

Hepinizin, özlemini duyduğunuz güzel bayramlara erişmesini diler, kurban bayramınızı içtenlikle kutlarız.

Ahmet Cantürk.
Türkiye Görme Engelliler Derneği Genel Başkanı.

Basında Türkiye Görme Engelliler Derneği

iletişim bilgileri
Üye mail erişim
Özel eğitim kurumları
Radyo canlı yayınlar
ilgili Kuruluşlar
Engelli mevzuatı
Türkiye Görme Engelliler Derneği mevzuatı
Çalışma Programları
Kurucular
Yönetim kurulu
Dernek iktisadi işletmesi
Bağış ve Yardımlarınız için Hesap Numaraları
Türkiye Görme Engelliler Derneği arşivi
Turged uzantılı elektronik posta almak için tıklayın
Epostayı Outlook`a kurmak için
Görüş ve yorumlar
Duyurular  
Ayrımcılık  
Spor  
Ziyaretçi sayısı  
Performans