Kamuoyuna sesleniyoruz.

Üç Aralık günah çıkarmaya yetmez

Ülkemizde ilk engelliler yasasının kabulünün üzerinden bu gün, beşinci üç aralık günü geçmektedir. Yani: beşinci dünya sakatlar gününü idrak etmekteyiz.
2005 yılında özürlüler yasasının kabul edildiği günlerde hiç birimiz, bu günleri yaşayacağımızı, özürlüler yasasının olmadığı dönemde dahi başımıza gelmeyen bu kadar olumsuzluğu görebileceğimizi, elbette tahmin etmemiştik. Hatta, birçoğumuzda, ülkemizdeki engelliler için, cennetin bu dünyaya getirildiği duygusu oluşmuş, herkes işini bitirmiş olmanın huzuruyla evine barkına çekilmişti.
Oysa, aradan geçen 4,5 yıllık dönem, bize göstermiştir ki, yasanın en mutlu edici yanı, sadece kabul edilmişliği imiş.
Zira, sonraki yıllar, hep daha kötüye gidişin, hep var olan hakların kullandırılmayışın, hep engellilerin itilip kakılmasının ve onlara yönelik aşağılayıcı tutum ve davranışların yaşanmasına neden olagelmektedir.
Bu durum, geçen yıllar içerisinde, daha çok var olan hakların kullandırılmaması biçiminde kendisini hissettirirken, özellikle geçen ekim ayından itibaren, yapılan düzenleme ve davranışlarla kişilik haklarımıza saldırıya yönelinmiş ve yok sayma politikası uygulanmaya başlanmıştır.
Önce: 15 ekim dünya körler beyaz baston ve güvenlik gününde, borçlar kanununda yapılan bir düzenleme ile, körlerin atmış oldukları imzaların geçerliliği ortadan kaldırılmıştır.
Ardından: engellilerin sorunlarına çözüm üretmek ve engelli politikasını oluşturmak amacını gütme mecburiyetiyle çalışmak üzere toplanan 4. özürlüler şurasının açılışında, programda yer aldığı halde engelli sivil toplum örgütlerinin temsilcisi konfederasyonların başkanları konuşturulmamış, bu yetmezmiş gibi, talebini dile getirmek üzere yerinden kalkan engelliler konfederasyonu başkanı Turhan içli başbakan’ın korumalarının da aralarında yer aldığı güvenlik güçleri tarafından hırpalanarak, ağzı kapatılmış, törenin sona erdiği ve başbakanın ayrıldığı ana kadar, gözaltında tutulmuştur.

Bu durum, Türkiye cumhuriyeti’nin özürlüler tarihinde bir ilktir.
Oysa, özürlülerin kendilerini ifade edebilecekleri tek yol, onların söz haklarını kullanabilmeleridir.
Bu nedenle, takınılan tavır, bir, yok sayma politikasıdır.
Kuşkusuz, yaşadığımız bu üç aralık gününde yapmamız gereken şeylerden birisi de, özürlüler yasasının sağlamış olduğu haklar ve bunların bu günkü durumunu tespit etmek olmalıdır.
Bunlar: 1. yasa ile, başta yerel yönetimler olmak üzere, kamu kuruluşları, 7 yıl içerisinde çalışmalarını ve düzenlemelerini özürlülere uygun hale getirmeye mecbur edildikleri halde, geriye sadece 2 yıl kalmış olmasına rağmen, çok az ilerleme kaydedilmiştir.
2. yasadan önce sembolik te olsa, tüm engellilere bağlanan muhtaç aylığı, yasayla birlikte artmış olmasına rağmen, getirilen ölçütlerle, olabildiğince az kişinin alabildiği bir maaşa dönüşmüş, muhtaç kimselere verilen bu paranın hak edilebilmesi ise, ortalama 1,5 yılda mümkün olabilmekte, talep sahipleri, adeta bu maaşı almamaya zorlanmaktadırlar.
3. ağır derecede özürlü olan kimselerin bakıcılarına ödenmesi gereken bakım ücretleri, farklılaştırılmış, işi yapan ticari kuruluşlara daha yüksek meblağlar ödenirken, kendi engellisine bakmayı isteyen aileler daha az ücrete mahkum edilmek suretiyle cezalandırılmışlardır. Bu yetmezmiş gibi, bakım ücreti alabilmek, oluşturulan taktir komisyonları eliyle siyasallaştırılmış, bu ücreti alabilmek, yandaş bulabilmeye endeksli hale getirilmiştir.
4. oluşturulmayan özel eğitim politikasıyla birlikte, kapatılan özel eğitim okullarının yerine, benimsenen altyapısız kaynaştırılmış eğitim modeli, engellilerin hızla başarılarının düşmesine neden olmuş, sonucunda girmiş oldukları başta üniversite seçme sınavları olmak üzere, karşılaştıkları sınavlarda başarısız olmaya mecbur edilmişlerdir.
5. devlet, yasa ve 7 yıllık iktidar hala özürlü istihdamında kadroları doldurmaya yanaşmamakta, kamudaki 40000 kişilik ve özel sektördeki bilinmeyen sayıdaki özürlü istihdamı kontenjanı boş tutulmaktadır.
6. özürlü çalıştırmayan kuruluşlardan alınması gereken para cezaları, ihtiyaç doğrultusunda özürlüye yönelik istihdam maksadıyla kullanılmamakta, iktidar yandaşı çevrelere, sunmuş oldukları anlamsız projeler için, finansman kaynağı olarak kullandırılmaktadır. Bu durum, aynı zamanda, sivil toplum örgütleri içerisinde, yandaş bulmaya da hizmet etmiş olmaktadır.
7. engellilerin kendi kendilerine yetebilecek hale gelmeleri ve/veya sahip oldukları engelin etkisinin azaltılmasını amaçlaması gereken rehabilitasyon hizmeti, belirli ticari kuruluşların engellilerin sırtından para kazanma kapısına dönüşmüş, buraların devletten para alabilmek için, oluşturulan çeteler marifetiyle sahte engelliler oluşturdukları ayyuka çıkmış, eski köle tüccarlarının yerini, elindeki engelli raporlarını, rehabilitasyon rehabilitasyon dolaşarak engelliyi pazarlayan çapulcu simsarlar gurubu yaratılmış, devlet bu kirli işin hakemliğini yapmaktan öte, işlevsiz kalmıştır.
8. dünyada ve ülkemizdeki engellilerin baş düşmanı ayrımcılık ve uygulamalarıdır. Oysa, yasanın kabulünün ardından geçen süre içerisinde özürlüler idaresi başkanlığı iki özürlüler şurası topladığı halde, en temel konu ve bütün olumsuzlukların kaynağı olan ayrımcılığı ele almak yerine, şuralarda özürlülerin pazarlanmasının koşullarının oluşturulduğu çalışmalar tercih edilmiştir. Bu nedenledir ki, engellilere yönelik ayrımcı uygulamalar azalmadığı gibi, alışkanlığı gereği kamu kuruluşları dahi, yeni ayrımcı düzenlemeler yapma gafletine düşmektedirler.
9. engel durumunun tespitini sağlamak maksadıyla verilen sağlık raporlarının tabii olduğu yönetmelikte yapılan değişiklikle, engellilerin yasal haklarını kullanamamaları eğilimi benimsenmiş, askere alınmakta, sürücü ehliyeti verilmekte, tereddütsüz engelli kabul edilen kimseler, hak talep ettiklerinde engelsiz sayılan yeni bir guruba itilmişlerdir. Bu düzenleme ile, engellilik oranı, yaklaşık %20 gerçeğin altına indirilerek, yasa ile verilen hakların önemli bir kısmının kullanılmasının önü kapatılmıştır.
10. engellilere yönelik ayrımcılıklar bir yana, engelliler de, kendi aralarında engel türlerine ve siyasi tercihlere göre ayrılmaya başlanmış, yandaş sivil toplum örgütleri ve onların tavasutuyla işe kabul edilen engelli gurupları ve bunların gerçekleştirilme yöntemleri ses kayıtları ve diyaloglarla internet ortamlarına kadar düşmüştür.
Bu koşullar altında yaşanan üç aralık gününde, yetkililerimiz, bütün yanlışların yapıldığının bilincinde olarak bir gün olsun kiliseye gitmeye karar vererek bizleri papaz gibi görerek

nezdimizde anlamadığımızı zannettikleri yanlışlarının günahını affettirmek için, bir dizi resmi ve göstermelik etkinlik gerçekleştireceklerdir. Ancak, biz istesek te, onların bu günahlarından kurtulmalarını sağlayamayız.
Elbette içimizden, kayrılan gözetilen ve şova yönelik o etkinliklerde, adımıza söz sahibi kılınanlar ve onların ekmeğine yağ süren engelliler de olacaktır.
Bu kimselerin, bizim gözümüzdeki değeri, insan etiyle beslenen vampirlerden farklı olmayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle,

  1. bu gün düzenlenecek olan resmi günah çıkarma merasimlerine itibar edilmeyecektir.
  2. bundan böylede, tarafımıza yönelik bütün aşağılayıcı onur kırıcı ve insan hakları ihlallerine rağmen, mücadeleye devam edilecektir.

Toplumun sağ duyulu ve aynı sorunları yaşayan kesimleri ile, düşüncelerimizi paylaşan çevrelerin, bu mücadelemize katılmalarını bekliyor, çağrılarımıza kulak vereceklerini umuyoruz.