TÜRKİYE GÖRME ENGELLİLER DERNEĞİ’NİN, TİCARİ FAALİYETLERİNE İLİŞKİN YAPILAN ELEŞTİRİLERE İLİŞKİN AÇIKLAMASIDIR.

Körlere ait Mail gurupları ile, kamu oyunda, Bir süredir, konusu, kör derneklerinin topladıkları yardımlar olan bir tartışma sürüp gitmektedir.

Bu tartışmalara, 15 ağustos 2009 tarihli genel merkez yönetim kurulu kararı gereği cevap verilmesi benimsenmiş ve aşağıdaki hususların kamuoyuyla paylaşılması kararlaştırılmıştır.

bilinmelidir ki,, Bu tartışmanın derneğimizde rahatsızlık uyandıran bir yanı yoktur. Zira: tartışılan meselelerde, tartışılan kurumlarda, bu tartışmalara katılan taraflarda, görme engellilerdir. sınırlı sayıdaki bazı özel hesapların peşinde koşanları bir tarafa bırakırsak, genel olarak amacın iyiyi bulmak olduğuna inanmak gerekir. Dolayısıyla gerçek hiç kimsenin tekelinde olmadığına, iyi ise, herkesin çıkarına hizmet ettiğine göre, bizlerin bundan yararlanmama şansı da yoktur.

Kanımca tartışmanın yapıldığı dönem, konjonktür bakımından bir miktar sıkıntı içermektedir. Zira: sağ duyunun asgari düzeye indiği, herkesin kendi doğrusuna inanmaya şartlandığı bir dönemi, ülke olarak yaşamaktayız. Bu nedenle, tartışmanın ne kadar sağduyulu yapalabileceği konusunda sağlayacağı yarar bakımından kaygılarım bulunmakla birlikte, tarihe not düşmek ve gelecekte konuyu enineboyuna tartışacaklar için, bir arşiv kaydı oluşturmak düzeyinde de olsa bu cevabın verilmesi gerekmektedir.

bu tartışma yeni bir tartışma olmayıp, sadece, yöneldiği çevreler ve işlediği konular değişmekle birlikte yıllardır süren bir tartışmadır.

Bu bakımdan da, meseleyi, ego tatmin aracı olarak görmek yerine çözüme kavuşturulması gereken ve bu nedenle de herkesin katkıda bulunmasının icab ettiği bir mesele olarak kabul etmek lazımdır.

Konunun esasına geçmeden önce, farklı çevrelerde dolaşan söylentilerle ilgili düşüncelerimizi paylaşalım.

Söylentilerin geneli, duygusallığa ve tepkiye dayalı görünmekle birlikte, birkaç kategoriye ayrılabilmektedir. Bunlar:
1. Guruplarda, görüşlerini dile getirenlerin bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıdakinin zaten, derneğe yönelik bir husumeti bulunmaktadır ki, onlar için, bu derneği hedef alan her türlü eleştiri, nedenine bakılmaksızın yararlanılacak, bir membağ görevi görmektedir.
Bunlar zaman zaman hadlerini de aşarak, geçmişte yaşanmış birliktelikleri de, kullanarak, ahtevefa ilkesine uygun olmayan biçimde gerçeği saptırmak suretiyle kullanabilmektedirler. taktir edersiniz ki, uzun bir zamanı birlikte geçirmiş olanlardan birisinin diğeri hakkında söyleyebileceği şeyler varsa, karşısındakinin de olur. biz bu kimselere, dün yaptıklarımızdan pişmanlık duyarak kendimize küfretme noktasında olmadığımızdan, cevap vermeyeceğiz. Yeter ki, iş, ahlaki ve insani değerlere saldırıya dönüşmesin. onların bazı meseleleri bu gün çarpıtarak kullanma gayretlerinin bir süre sonra işe yaramadığını görmeleri ile, normalleşeceklerini bilmemizden ötürü, tarafımıza yapılmış vefasızlıklara aynı biçimde cevap vermeyeceğiz. Bu kimselere önerimiz, iki yöntemden birisini kullanmalarıdır. Bunlardan ilki, çoğu dernek üyesi olan bu arkadaşların sistemi işleterek, demokratik yöntemlerle düşüncelerini hayata geçirmeye çalışmaları. İkincisi ise, şayet bir haksızlığa uğradıklarına inanıyorlar ise, meseleyi yargıya taşımalarıdır. Aksi taktirde, guruplardaki bu uslüp, tahrik edici olacak, daha fazla sayıdaki karşı cevap, ortamın tatsızlaşmasına katkı sağlayacak, en nihayetinde de, bu guruplara üye kimseleri taciz edecektir.

2. ikinci gurupta yer alanların, yardım toplamanın ötesinde asıl derdi, kendilerine biçilen rol ve belli merkezlerden verilen talimatlar çerçevesinde günün koşullarına göre belli çevrelere yönelik büyük ölçüde ajitatif ve insani değerleri duygusal bir biçimde kullanarak saldırmaktır. Yardım toplamanın eleştirildiği yazının satır aralarına baktığınızda, birileri sanki hiç bu yardım toplama faaliyetlerini kullanmazlarmışçasına kayrılırken, birileri de, bu alandaki her türlü onursuzluğu yapan taraf olarak tanımlanmaya çalışılmaktadır. Eğer durum gerçekten böyle olmamış olsaydı, yardım toplama yöntemlerinin üzerine, sadece akıllarına biz geldiğimiz zaman yazma ihtiyacı duymazlardı. Engelliler için rehabiletasyon merkezleri, eğitim kurumları açmak üzere gökkuşağı adıyla gerçekleştirilen yardım toplama faaliyeti, eğitim her engeli aşar sloganiyla yarı devlet yarı özel, paranın kimde kaldığının dahi belli olmadğı yardım toplama faaliyeti, özel televizyon ve yayın organlarnın da, kar ortağı olduğu ve çeşitli vakıflar eliyle toplanan paranın asla, engelliler tarafından bırakın denetlenmesi, üzerine laf bile edilemeyen tirilyonluk yardım toplama faaliyetleri, hadi kızlar okula kampanyası ve deniz feneri hikayeleri, hatta mehmetcik vakfının etkinliklerine kadar, bu ülkede bütçesini tahmin dahi edemeyeceğimiz yardım toplama faaliyetleri üzerine de bir şeyler söylemeleri gerekmez miydi? Ama böyle olmuyor. Çünki oralarla, kurulmuş kimi siyasi, kimi iktisadi, kimi bilmem ne türünden ilişkiler nedeniyle yapılanlara sessiz kalınır ve görmezlikten gelinirken, bir de onlara yağdanlık olsun diye, bütçeleri birbiriyle kıyas dahi edilemeyecek bir takım çevrelere ateş edip kahraman olmaya çalışırsınız. Dolayısıyla, bu tür iyi niyetten yoksun, eleştirileri yapanların değirmenine su taşıyarak onları kahraman yapmak gibi bir katkımızda olmayacak. Burada sormak lazım, devletin adlarına yardım topladığı engelliler, kendileri için araçgereç sağlanacağı gerekçesiyle vakıflarca para toplanan engelliler, kampanyaya konu edilen kızlar, yardım alan fakirler, gaziler, istismara uğramışlar mıdır? Yoksa, yardım topladığı varsayılan bizim dernek özel bir yöntemle istismarcılığı nasıl başarmıştır? Bize yönelik bu eleştirileri yapanlar, zaman zaman tehtid edildiklerinden den vurmakta ve başlarına bir şeylerin geleceği imasında bulunarak önemli olmaya çalışmaktadırlar. Ancak, bu güne kadar bizi eleştirenlere hiçbir şey olmamış olması sanırım yeteri kadar ikna edici olur. Ama, siz kendinizi önemsetmek ve sizede birilerinin bir şeyler yapacağıkanaatini taşıyorsanız, size tavsiyemiz, yukarıda sayılan çevrelere bulaşmamanızdır.

3. üçüncü gurupta yer alanların bir kısmı gerçekten konuyu anlamaya ve bir kanaat oluşturmaya, daha büyük sessiz bir kesim ise, olumlu şeyler olmasına yönelik beklentiler içerisindedir. İster üyemiz olsunlar, ister olmasınlar, bizim hesap vermek ve kendimizi anlatmak zorunda olduğumuz kesim bu arkadaşlardır.
Bu bağlamda ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinin ve onların gelir kaynaklarının, ülkede dağılmakta olan sermaye içerisindeki paylarının ve hangi gelir elde etme yöntemlerinin nitelikli olduğunun tartışmasını bu çevrelerle yapmak mecburiyetindeyiz ve onların da, buna olumlu katkıda bulunmaları gerekir. Zira: bu ülke, bu millet, ülkemizdeki engelliler var olduğu sürece, siz ne kadar dernekler gereksizdir, dibe vurmuşlardır, dünyanın en kötü işleri buralarda dönmektedir derseniz diyin, onlar yaşamaya, hemde kendilerini eleştiren, azbuçuk güçlendikleri ya dra, işleri bittiği anda, sırtlarını dönenlere de, sosyal anlamda yarar sağlamaya devam edeceklerdir. Kişilere duyulan husumet ve öfke zamanla yatışabilir, değişebilir, o kişiler örgütlerden de ayrılabilirler. Ancak, bu durum, örgütlerin yok olacağı anlamına gelmez. Tam tersine, mevcut siyasi anlayış bunların bir arada olmamalarını, mümkün mertebe dağınık olmalarını istemektedir.

Gelelim işin esasına.

Ülkemizde derneklerin faaliyete başladığı dönemden bu yana, ne gelire olan ihtiyaçları bitmiştir. Ne de, bu gelirin elde ediliş yöntemine ilişkin tartışmalar. Zira: sorunlarını çözmek için tek başlarına değil de, guruplar halinde hareket etmek isteyenler, bu birlikteliklerin, ayakta kalabilmesi için mücadele etmişlerdir. Gün geçtikçe, mevcut yapının üzerine daha iyisini koymaya çalışanlarda hep durumu veya bir öncesini eleştirmiş, kendilerinci daha uygun yöntemleri önermiş, başarabildikleri ölçüde uygulamaya sokmaya çalışmışlardır. Bunun en fazla tartışıldığı çevreler ise, diğer engelli guruplarına göre körler çevresidir. bütün olumsuzluklarına rağmen, körlerin benimsemiş oldukları yöntemler daha nitelikli olmuştur. Şu kadar ki, körlerdeki bu iyiyi arama çabası, genel olarak yavaş hareket etmeye neden olmuş, gelişmelerin gecikmesini sağlamıştır. İlki 1949 yılında kurulan kör derneklerinin bu gün onlarcası mevcut olduğu halde, halen ülkenin yarısında örgütlenme, niteliğine bakılmaksızın gerçekleştirilememiş bulunmaktadır. Oysa buna karşılık ortopedik özürlerin bir derneği olan Türkiye sakatlar derneğinin, bu gün, aşağı yukarı, bütün illerde ve bir kısım ilçelerde dahi şubeleri bulumaktadır. Peki, körler, örgütlenmekten kaçınarak, kazancı başka alanlara mı aktarmış veya, işin başındakileri zengin mi etmiştir? Bu sorunun cevabı evet olsaydı, bu gün, kör derneklerinde yöneticilik yaparak, ekonomik açıdan abadolmuş birilerinin adlarını sayabilmemiz gerekirdi. Böyle isimler var mı? En azından bizler bilmiyoruz. Yine diğer engelli örgütlerinin başındaki kişilere baktığınızda, aşağıyukarı her biri bir iş adamı havasındadır ve genel olarak, ücreti mukabili bir iş yerinde çalışanı da olabildiğince azdır. Aradan geçen 60 yıla rağmen, halen hiçbir örgütün kendi gündelik yaşamını sürderecek daimi gelir kaynağı yoktur. En iyi durumdaki örgütün imkanları bir yılı ya kurtarır, ya da kurtarmaz. Ülkemizdeki kör derneklerinin eskiden beri kırsalda kurulmuş iseler daha çok konser gurupları çalıştırmak yoluna gittikleri, büyük şehirlerin merkezlerindekilerin ise, daha çok merkezi ve yerel yönetimlerin imkanlarını ve/veya seçkin çevrelerin yardımlarını alarak ayakta kalmaya çalıştıkları bilinmektedir.

Ancak, bunların hepsi birer yardım alma biçimiydi ve miyadları doluncaya kadar da iş görmüşlerdir.Bu , tıpkı şuna benzer. “Normal koşullarda herkesin hijyenik ve temiz su içerek, yaşaması gerekir. Ancak, öyle haller vardır ki, kişi yaşamak için, özü su olan her şeye razı olmak durumunda kalır. Günler sonrasında deprem enkazından çıkan ve kendi idrarını içerek yaşadığını söyleyen insanlara dahi medyada rastladık.” meseleyi çarpıcı kılmak adına verdiğimiz bu uç örneği körlerin durumunu bak neye benzetiyorlar demeye de kalkılmasın. Maksadın o, olmadığı açık.

Her neyse biz yine konumuza dönelim.
Konser gurupları, eleştirilmekle birlikte, derneklere bağlı ve onların birer organizaspyonu olarak, 1997 yılına kadar yaşamaya devam ettiler. Devrin Türkiye körler federasyonu yönetimi, milli eğitim bakanlığından bir genelge yayınlatmak suretiyle bunları yasaklattı. Ancak, bu, konser guruplarının faaliyetlerinin bitmesi anlamına gelmediği gibi, artık derneklerin organizasyonu halinde olmaktan da çıkarak, tamamen sokaklara dağıldı. Bu gün halen İstanbul sokaklarından tutunda yaz aylarında, sayfiye kentlerine kadar yayılan bu guruplar, kış aylarında da, zaman zaman bazı derneklerin adını kullanarak, zaman zaman da, kendi başlarıa okul ve benzer yerlerde etkinliklerini sürdürmeye devam etmektedirler.
Peki konser guruplarının eleştirilmesi hangi noktalardan kaynaklanmaktaydı?

1. guruplar, belli bir standarda sahip olmayıp, repertuarlarından giyim kuşamlarına kadar, temsile uygun bir standart oluşturamıyorlardı. Bunlara yapılan eleştiriler arasında, seçkinlerimizin, onlar arabesk söylüyorlar eleştirileri de yer alırdı.
2. konser faaliyeti belli bir ücret karşılında gerçekleştirilmiyor konser sırasında öğrencilere dağıtılan zarflara, öğrenciler diledikleri miktarı koyuyorlardı.

3. zarflar toplandığında oluşturulan komisyon, zarflardan ne kadar çıktığına karar verirse bu kadarı bilinebiliyor, diğeri, parayı sayan kimsenin bilgisinde ve kontrolünde kalıyordu.

4. gelirin tahsilinde kullanılan makbuz, karşı tarafın yokluğu nedeniyle, tek taraflı olarak düzenleniyordu ve ne miktarda yazılacağına paranın ne kadarının derneğe bırakılacağı göz önünde tutularak karar veriliyordu. Bunun sadece körler derneklerine özgü olduğunu düşünmeyin. Zira: körler okulları bünyesinde oluşturulan okul koruma dernekleri de bu işlerin içerisindeydi.

5. diğer yandan, bu guruplarda çalıştırılan körler, düzenli bir hayat sürdüremedikleri gibi, adlarına sigorta pirimlerinin düzensiz ve/veya hiç ödenmesi yüzünden, çok azı emekliliğe hak kazanabilmiş ya da, geç emekli olmuşlardır. Pirimleri düzenli ödenenlerin dernekleri ise, sosyal güvenlik kuruluşlarına hep borçlu kalmışlardır.

Aydınlar, sıkça eleştirdikleri bu organizasyonlara karşı, kendileri de, kamu kaynaklarını kullanmayı becermenin tadını çıkarmakta, zaman zamanda, sosyal çevrelerini yemek vb. etkinlikler kanalıyla topladıkları bağışlarla düzenlerini sürdürmeye çalışmaktaydılar. Bu gurup, daha az harcayan ve ekonomik bakımdan da, daha çok çalışanlardan meydana gelen bir gurup olması nedeniyle, pek sıkıntı çekmeden yoluna devam edebilmekteydi. Taki: engelli haklarının ulusal düzeyde talep edilmesi, engelli sorunlarına ülke düzeyinde, ilgi yaratılması gerektiğinin farkına varılasıya kadar.

Sorunların ulusal düzeyde ele alınma çabaları, bir yandan daha fazla masraf yapılmasını gerektirirken, diğer yandan ise, hak arama mücadelelerine karşı iktidarların yanında yer alarak gündelik çıkarını temin etmeye çalışan kör kuruluşlarıda,siyasi söylemlerle, hak arama mücadelesi verenleri zorda bırakmaya yönelik manüpilasyonlara kalkışıyorlar ve onların sıradan gelir kaynaklarının yok edilmesine yönelik kampanyalar gerçekleştiriyorlardı.

1990’lı yılların başından itibaren yaşanmaya başlanan bu süreç, sürekli eleştirilmiş olan konser guruplarının üzerindeki dikkati dağıttığı gibi, o zamana kadar kendilerini eleştirmiş olan çevrelerden de, intikam almayı sağlamıştı.

Bu durum, aynı zamanda kalıcı gelir kaynaklarının oluşturulması ve tam anlamıyla Pazar ekonomisine uygun bir aktör olarak rol alınmasını da engellemiştir. Zira: değişen siyasi iktidarlar karşısında, yoğun baskı altında kalan ve teslim olmayan örgütler, ayakta kalabilmenin derdine düşmüşler, iktidar yandaşları ise, kullanabilecekleri kamukaynaklarının azamisi ile keyif sürmeye bakmışlardır. Keyif sürmeye diyorum zira, iktidarlar hiçbir zaman onların gerçek anlamda etkin olabilecekleri kaynak aktarınını yapmamış, sürekli onlara adına harcama yapma yetkisini kullanmışlardır. Ddurum, halen günümüzde de, böyledir. Proje fasaryalarıda bunların bir biçimidir.

Konser guruplarından bu güne gelesiye kadar, elbette arada bir sürü başka arayışlar olmuş, dipkoçanlı makbuzlar, pullar, kutular, posterler, piyangolar, tartı cihazları, titreşim araçları, 900’lü hatlar, kısa mesaj sistemleri, işportacılıklar, perakendecilikler, yemekler, kermesler, büfeler, tuvaletler, vs. akla gelmeyen bir haylı başka argümanlar, gelir sıkıntısına bağlı olarak hep aranmış ve denenmiştir.

Bunların tamamının eleştirilmesi mümkündür. Hatta daha ileri gitmek suretiyle ticari faaliyetlerin eleştirisini yapmak, bir ticari ahlaktan bahsetmek, kara para aklamalarını eleştirmek, savaş ganimetlerinden tutunda, gelir kaynaklarını ele geçirmek için dünya savaşlarına neden olanları eleştirmeye kadar, çıkarın bulunduğu ve paranın olduğu tüm alanlarda bir eleştiri imkanı bulmak mümkündür. Ayrıca, bir çevreye karşı hasmane tavır takınmak ve onları zor durumda bırakmak istiyorsanız, zaten öncelikle o çevrenin gelir kaynaklarına yönelik saldırıya geçmeniz gerekir. iddia ile söylüyoruz ki, bize yönelik geliştirilmeye çalışılan bu provakatif tavrı, eleştiriyi yöneltenlerin dediklerini harfiyen uygulasak dahi, engelleyemeyiz. İşin diğer garip tarafı ise, para denilen meta, artık hiç kimse kendisini kandırmadan itiraf etmelidir ki, tapınılan değerler ve uğrununa katlanılan fedakarlıklar bakımından, dünyadaki bütün inanç değerlerinin önüne geçmiş, herkes, kaynağına bakılmaksızın en çok, onu sever hale gelmiştir.

Bütün bunları yazıyorsunuz da, bu işin eleştirilerle ne ilgisi var diyeceksiniz. Doğru, o nedenle, derneğin yaptığı işi daha özel bir bölüm olarak aşağıda anlatacağız. Elbette bunun sonunda herkesin bizi taktir etmesini, ya da, baş vurduğumuz yöntemi benimsemesini istiyor değiliz. Kuşkusuz kimsenin de, bizim kendileri gibi düşünmemizi isteme hakkı yok. Hele hele bu işlerden ötürü hesaba çekme hakkı da, hiç yok.

Derneğimizle ilgili bölüme geçmeden önce son olarak bu gün yapılması gereken tesbitler var.

Bunlar:

1. ülkemizde tüm kesimlerin olduğu gibi, görme özürlülerin de, örgütlenme ihtiyacı bulunmaktadır.

2. bütün örgütlerin, hele de, dezavantajlı gurupların temsilcilerinin hizmetlerinin sürekliliği zorunludur ve bu, bir gelire ihtiyaç göstermektedir.

3. bu ihtiyacın karşılanması için, örgütlere bir gelir kaynağı gösterilmediği gibi, alanda sermaye birikimi olmadığından, piyasa koşullarında imalat veya ticaret yapılması da mümkün görülmemektedir.

4. bu ihtiyaç günümüzde, hiçbir kaynaktan, hakkaniyet ölçülerine göre sağlanmamaktadır. Türkiye gerçeği bu anlamda dünya ile de örtüşmemektedir. Zira: ispanya’nın franco’su diktatörlügüne karşın görme engelli örgütüne bir gelir kapısı oluşturmuş, İngiliz kraliyet enstitüsü bunu özel olarak finanse etmeyi kabul etmiş, kıta avrupasının dini kuruluşları olan kiliseler körlerle ilgili bir haylı hizmetin gerçekleştirilmesini finanse ederken, Sovyet kominizminden arta kalan Rusya bile bu konuda özel düzenlemeler yapma gereği duymuştur. Ülkemizde ise, hükümetlerle iyi geçinmediğin zaman, hiçbir biçimde kamu kaynaklarını kullanma imkanın olmaz. Ayakta kalmak için, akla gelmedik yöntemler bulursun.

5. arzu edilen gelir kaynağının sağlanması konusunda, örgütlerin bu gün önlerinde 4 seçenek vardır. Bunlar:

A) bir siyasi partinin kuyruğu olmak ve kaderini onunla birleştirmek. Bu yöntemi seçerseniz, politikalarınızı engelli sorunlarına göre, tabandan tavana bir örgütlenmeyle oluşturamaz, siyasi partinin engellilere bakış açısını kabul etmek durunda kalırsınız ki, günümüzde örnekleri mevcuttur.

B) Üye aidatlarından gelecek parayla kendi yağınızda kavrulursunuz. İdeali budur. Ancak, ülkemizde sembolik mahiyetteki aidatı dahi her dernekte kaç kişinin ödediği bellidir ve bu asla hiçbir yerde, %10’ları aşmaz. Zaten rakamda gerçekçi değildir. Buna karşılık üyelerin kaynağı nereden karşılanacağını sorgulamadıkları, sonuçta da, kendi taleplerinin hayata geçirilme beklentileri vardır.

C) Oluşturulacak bir sermaye birikimi ile, piyasada rekabet kurallarına göre yarışmak. Bu güne kadar, imtiyaz elde edememiş dünyada hiçbir kör örgütün kanıtlanmış başarısı bulunmamaktadır. Günümüzde, her şeye rağmen bu seçeneği bir biçimiyle kamu kaynaklarını kullanmadan başardığımızı varsaysak, bu örgütün asla körlerin örgütü olmayacağını ve körlerin bu örgütte demokratik haklarını kullanamayacaklırını bilmemiz gerekir.

D) Sonunucusu ise, işte bu günkü tablo. Herkesin ayakta kalabilme mücadelesi verdiği, sınırlı sayıdaki kayrılmış azınlıkların, elde etmiş oldukları imkanlarla ötekilerine tepeden baktıkları düzen.

Gelelim bizim dernek iktisadi işletmesi kanalıyla aralarında posterinde yer aldığı satışlara ilişkin poster özelinden gelen eleştirilere. baştan söyleyelim ki, Atatürk Cumhuriyetinin savunuculuğu bizim tekelimizde değil ve bu anlamda başkalarından farklı bir iddiayı taşıyor da, değiliz. atatürk cumhuriyetini korumak ve kollamak bu ülkede herkesin görevidir. yaptığımız işe gelince:

Derneğimiz anonim değer taşıyan topluma mal olmuş bir kısım ürünlerin, talebin olabileceği çevrelerde gelir temini amacıyla satışını yapmaktadır. bu yerlerin arasında, zaman zaman okullarda yer almaktadır. ancak,

1. bu çalışma asla bir yardım toplama faaliyeti değil, tam tersine, yapılan satışların tamamı faturalı olup, doğan vergisi de, muntazaman ilgili maliye birimlerine yatırılmaktadır.
2. satışı yapılan ürünlerin arasında, kitap setleri, posterler, bayrak ve büstler ile, çeşitli resim ve fotoğraflar yer almaktadır. bu ürünlerin neler olacağı, büyük ölçüde gelen talep ve siparişlerle belirlenmektedir. Ürünlerin belirlenmiş fiatları olup, gönderiler yazı ekinde gerçekleştirilmekte, öğrencilere ne bir zarf dağıtılmakta, ne poster alma baskısı yapılmakta, ne de, belgelenemeyecek bir yöntemle bedelleri alınmaktadır.

3. ürünlerin üzerinde, asla yardımı çağrıştıran gerek körlerle, gerekse derneğimizle ilgili bir işaret bilgi veya bunları çağrıştırıcı özellikler bulunmamaktadır. bu nedenle, alınmış olan ürünün, kimden alındığını sadece satıcıları bilmekte, bu anlamda da, karşı tarafı etki veya baskı altında bırakacak hiç bir iz bulunmamaktadır. hatta daha da ileri gidilerek, bu işlerde, bir görme engellinin dahi görevlendirilmemesine özen gösterilmektedir.

4. satışı yapılmak istenen bu ürünlerin genel olarak kullanılış nedenleri vardır ve bu nedenlere uygun olarakalınıp satılmaları söz konusu olmaktadır. örneğin resmi bayramlardaki süslemeler büro tefrişatları, çeşitli toplantı ve etkinlikler vb. bedelleri de bellidir. bu çerçevede ihtiyacı olanlar bunları aldığı gibi, bizim ihtiyacımız yok diye iade edenlerden, bize daha fazlası lazım bir an önce eksiği tamamlayın diye sipariş verenlerine kadar alanda çalışmaya bağlı değişik taleplerle de karşılaşılmaktadır.
5. bütün bunlara rağmen konuyla ilgili körlüğü çağrıştıran tek şey, kurumumuzun adıdır. yani: satışı yapan tarafın biz olmamız. bunu da, biz, biz olduğumuza göre gizleyemeyiz.

6. denilmektedir ki, yazınızda yapmış olduğunuz faaliyetleri yazıyor bunlar için yardım topluyorsunuz. yardım toplamadığımızı sanırız yukarıda yeterince açıkladık. daha da ileri giderek faaliyetlerimizle ilgili bilgi veriyoruz ki, bir an olsun, işe dair bir şüphe oluşursa, bu konuyla ilgili muhataplar bilgi sahibi olsunlar ve isterlerse, paranın hangi amaçlarla kullanılacağını da bilerek alsınlar ya da almasınlar. eğer bizler burada yazılı olanların dışındaki bir takım faaliyetleri gerçekleştirirken yalan yazıyorsak, ya da, bunları yazdığımız halde yapmıyorsak o zaman eleştiriler haklı olur. bunun ötesinde kimin neyi alıp neyi almamak istediğine kimsenin karar vermesi mümkün değildir. bizde talep gelmezse, satış yapamazsak zaten zarar edelim de yine de bu işi mutlaka yapalım diyecek değiliz.

7. şimdi soralım. bu ürünleri, bir kırtasiyecinin satması ile, derneğimizin satması arasında ne tür bir fark var. söyleyelim. bir fark var o da şu bu ürün, tüm körlere ait olmasa bile, bir kör koruluşuna ait. peki bu, alıcı üzerinde bir etki yapmaz mı? elbette yapar. ama bunun, bir cemaat mensubunun kendi cemaatinden olan birini ticarette tercih etmesinden, bir ürünü, yandaki sokaktaki bakkal yerine, kendi sokağındaki bakkaldan hatta bazan da tam tersi biçimde başka sokaktakinden almasından ne farkı var. İradelerin karşılıklı olarak, bir iş üzerinde mutabık kalabilmesinin bilinen ve bilinmeyen bir haylı nedeni vardır ve bunların her birinin nedenini bilemeyiz. tıpkı bir araya gelen karşı cinslerdeki tüm insanların birbirlerine aşık olmamalarına karşılık, aralarından birilerinin de, çıkıp evlenmeyi tercih etmelerinin nasıl ki, başkaları tarafından bilinemeyen tılsımlı nedenleri varsa, bu işlerde öyle.

8. kanımızca bunun merak edilen asıl önemli tarafı yöntemle ilgili değil. elde edilen gelir ve bunun kullanılışıyla ilgili. hemen söyleyelim. buradan sanıldığı gibi önemli gelirler elde edilmemektedir. ayrıca, 20 kişiden oluşan dernek yönetim kurulumuz ve yetkili organlarında görev alıp dernekten bir ücret alan da yoktur. yani bu iş sanılmasın ki, bir geçim kapısı ve bizlerde buradan geçine bilmek için bunları yapıyoruz.

9. zor ve meşakkatli olan bu ve benzeri işlere kalkışmak pekte akıl karı değil. ama ne yapalım ki, bizim ne uzantımız olan gizli örgütlerimiz var, ne de, devletin imkanlarını harekete geçirecek tepelerde ablalarımız ve hanımefendilerimiz her şeye rağmen bizim yaptıklarımıza da karşı çıkan, ama başka şeylerede karşı çıkan, inatla bağımsız ve özgür biçimde ayakta kalmaya çabalayan; birilerinin uzantısı olmamaya direnen bir kısım insanlar daha var ki, onların bir kısmı da bu dernekte kendini buluyor. bizde isteriz ki, vatandaştan toplanan vergi ve cezalardan bu işler için ayrılan kaynaklar, özel yakınlıklar ve adlar altında belli çevrelere pompalanacağna herkese eşit olarak dağıtılsın, bizlerde, ne vatandaşa, ne de, üyeye gidelim.

Bu aşamada, istismarın ne olduğu konusundaki anlayışımıza da, deyinelim. Derneğimizin istismarın ne olduğuna dair 2000 yılında alınmış genel kurul kararı mevcuttur. Bu karara göre, istismar: karşı tarafın bir konuyla ilgili olarak yanıltılması ile, ondan çıkar temin edilmesidir.

Birde bu seçkinci ve doğruluğu kendinden menkul fikirlerin sahibi yüce kişiler, aceba, örgütlerin kendi karekterlerini yansıtma haklarının olduğunu neden kabul etmiyor, domino oynayanları, genel kurullarda düşüncelerini dile getirenleri, hakir görüp aşağılıyorsunuz. onlar hiç olmazsa, inandıkları ölçüde düşüncelerini istedikleri gibi dile getiriyorlar ve bu aşamada kimseyi de, ne küçümsüyor ne de aşağılıyorlar.

ülkemizde bize göre 3 tip kör bulunmaktadır. bunların ilki, entel dantel gurubundan meydana gelir ve kendileri çok değerli ve eşsizdirler. örgütler gibi, avam yerlere ancak birer uzman ve üstat olarak gelir, dahiane düşüncelerini, hiç bir itiraz ve eleştiri kabul etmeden sunar, bunun karşılığında ya özel bir lütuf ve ayrıcalık ya da bir bedel talep ederler, suyun gözünde kaynağın tükenişine dair işaret gördüklerinde de, kendilerince icat edecekleri bir takım ilkesel değerleri bahane eder ortalıktan yok olurlar. mücadele kim tarafından verilmiş olursa olsun engelli hakları bakımından bir gelişme olduğunda ilk hak kullanıcısı da onlar olur. bunlara göre, örgütlerimiz ömür boyu adam olamamışlardır, olamazlarda. zira: o örgütler bu kıymetli arkadaşların dediklerini, kayıtsız şartsız kabul edip biyad etmezler.

ikinci gurup ise, örgütlerle ilişkisini, tamamıyla ticari gören, karşılıklı alışverişe bağlamış olan, aidat dahil örgütüne karşı hiç bir yükümlülüğünün bulunmadığına inanan, bir yanda bu örgütlerin gereksizliği üzerine hamaset nutukları atarken, diğer yanda, en küçük bir iğne dağıtılacak olsa, gizli saklı ilk alan olmanın derdindeki kişilerdir. bunlar ne iktidarın yanında sorumluluk alırr, ne muhalif düşüncelerini genel kurullarda dile getirirler. en büyük muhalefetleri, kapı arkalarındaki dedikodu kaynatmalarıdır. kendi söylediklerini duyarsınız böyle demişsin doğru mu diye sorarsınız. hayır deyip yalanladıktan sonra da, en başta bu konuşmayı kimlerle yapmışlarsa, onun kendisini ispiyonladığını sanır ya ona saldırır ya da onunla ilişkisini keserler. gerek birinci gerekse ikinci gurupta yer alan muhteremler hak arama mücadelelerinin ne masa başındaki ne de sokak eylemlerindeki süreçlerinde yer alırlar.

işte hep topun ağzında olan, halleri, hareketleri eleştiri konusu olan, örgütlere yöneltilen eleştiilerin başlıca hedefinde yer alan, bir mücadele gerektiğinde sokaklara dökülmeye memur genel kurullarda doğrunun bulunmasına gayret eden bazan üzülerek dediğini kabul ettiremeyen, bazan kendisini iktidarda bulan, ama, ne olursa olsun örgütüm diye mekanı terk etmeyenler vardır ki, bunlar üçüncü gurubu oluştururlar ve her türlü aşağılanmaya, tacize, itilip kakılmaya maruz kalanlardır.

bizim aydınlarımız, akıl babalarımız, daha iyiyi daha renkliyi, dah güzeli bu aşağıladıkları arkadaşlarına öğrettiler de, onlar mı, illaki dominoda domino diye direndiler. kaldıki her insanın bazı boş vakitlerini değerlendirmeye yönelik zevkleri ve uğraş alanları vardır.
tam tersine bir uğraş alanı bulunmayan kimse yaşlanmaya ve ölümü beklemeye mahkumdur. bu zevklerin nasıl ki, bazıları için kitap okumak, bazıları için bilgisayar programlarıyla uğraşmak olması mümkünse, domino oynamak olarak ta, kabul görmesi olağandır. hani biz farklılıklara hoşgörüyle yaklaşacak, bireysel özgürlüklere saygılı olacaktık. insan işlerin hoşuna gitmediği istikamette geliştiğini görünce , ne çabuk ilkelerinde, çuvallıyordeğil mi?

derneklerin, özellikle özürlüler yasasından sonra, önemli bir kan kaybına uğradığı, hatta misyonlarının bittiği idialarının ortaya atıldığı günleri gördük ve yaşadık. zannedildi ki, cennete girildi ve kötüler bitti.
Kısa zaman dilimi, gerçeğin böyle olmadığını gösterdi. Şimdi engellilerin öğretmen olup olamayacaklarına kadar hakların geri alınmasının tartışmaları yaşanırken, daha onurlu, daha istikrarlı, güvenli kaynakların neler olduğunu tartışıp örgütlere önermek ve bir kör aydını olarak, gelişmeye onların da ayak uydurmaları için çaba sarfetmek varken, kapatılım gitsin bunları, vurun abalıya anlayışı. Oh, oh, oh, ne ala. Tam, dahi buluşu bunlar.

Gelelim sonuç kısmına:

Bu kadarı yazdıktan sonra bir kaçta öneride bulunalım.
Bunlar:

1. konuyu, kendilerinden geçmişçesine bir hezeyan içerisinde eleştirenler, senaryoyu biraz daha geliştirip, bazı suç unsurları ekleyip, taraf gazetesine götürsünler. Eğer gazete bunu yayınlarsa, kesinleşmiş suç haline dönüşeceği için zaten bizi götürürler, memleket kurtulur.

2. arkadaşların birinin iletisinde, bir adres veriliyordu. poster işi pek pirim yapmaz ama, Orayada açılım saçılım işte bir şeyin karşıtı bunlar falan diye yazın. Zaten bize, yönetimden el çektirirler, dernek te, şikayet sahiplerine kalır.

3. yine bir arkadaşın gerçektende alkış alabilecek bir önerisi vardı. Bu vahim tablonun üreticilerine karşı örgütlenelim. Örgütlü mücadelemiz ile, onların hakkından geliriz diyordu. Kanımğzca bu doğru bir yaklaşım. Zira: doğru kazanç yöntemleri bulmuş, doğru sorunlarla ilgilenen ve doğru isimlerle meydana getirilmiş, her şeyin makine gibi tıkır tıkır işlediği bir yapı karşısında, bize düşen de, ya onların şartlarını kabul eder, günah çıkartır aralarına katılırız; ya da, zaten alandan silinir gideriz.

4. son bir öneriyi de çağrı mahiyetinde buradan yapalım. Gelin derneklerin çalışma biçimlerini, koşullarını, gelir kaynaklarını ve bunların ne olması gerektiğini, ilkeler ve gerçeklerin ışığında ele alalım. Bu amaçla bir çalıştay yapalım. Ne dersiniz?
Yorum Ana Sayfa
Ana Sayfa