Avrupa Körler Birliği ve Kimi Zaafları AKB, Dünya Körler Birliği’nin (DKB) Avrupa Kıta Örgütüdür ve halen örgüte 45 ülke üye olmuş durumdadır. Daha önceleri Avrupa’da körlük alanında faaliyet gösteren 2 uluslar arası kuruluşun birleşerek 1984 yılında oluşturduğu AKB o yıl Norveç’te 1987 yılında Bulgaristan’da, 1990’da Portekis’de, 1993’de Polonya’da, 1996 yılında İtalya’da, 1999’da Çek Cumhuriyeti’nde, 2003’te Yunanistan’da ve 2007’de Türkiye’de genel kurul toplantılarını yapmıştır. Örgütün 13 kişilik bir yönetim kurulu sürekli çalışan 4 kişilik bir seçim komitesi ve körlüğün çeşitli alanlarında çalışmalar yapan 14 adet komisyon ve komitesi bulunmaktadır. AKB çalışmalarının bel kemiğini bu komisyon çalışmaları oluşturmaktadır. AKB her ülkeden yalnızca bir körler örgütünü üye olarak almaktadır. Ülkeyi temsil eden bu örgütün o ülkedeki muteber körler örgütü olması bir zorunluluktur. AKB Genel Kurullarında her ülke 6 delegeyle temsil edilebilmekte ve her ülkenin 6 oyu bulunmaktadır. Bilindiği gibi kurulduğu tarihlerde Avrupa ikiye bölünmüş durumdaydı. Çoğunluğu, Nato üyesi olan Batı Avrupa ülkeleri bir yanda, Varşova Paktı ülkeleri diğer yanda. Bu yönüyle birleşme sırasında varılan bir anlaşmaya göre AKB organlarının ve çalışmalarının %60’si Batı Avrupa, %40’ı Doğu Avrupa kaynaklı olmalıdır. Avrupa kıtasının tamamıyla ikiye bölen bloklaşmanın 1989 yılında son bulmasından bu yana yaklaşık 20 yıl geçmiş olmasına karşın sözünü ettiğimiz bu oranlarda çok büyük değişmelerin olmadığı ya da statikonun değiştirilmesine çeşitli şekillerde direnç gösterildiği dikkat çekmektedir. Bu durum AKB’nin bugün önemli bir zaafı olarak varlığını sürdürmektedir. İkinci bir zaaf, kuşkusuz AKB’nin yapısından kaynaklanmamakla birlikte üye örgütlerinin yapıları dolayısıyla AKB’nin yapısına ve işleyişine yansımaktadır. Ne Batı Avrupa, ne de Doğu Avrupa örgütlerinde yapısal ve işlevsel standartlar bulunmaktadır. Batı Avrupa örgütlerinde Doğu Avrupa’dakilere göre bir dağınıklık ve kimi yerde vakıf ve derneklerin iç içe geçmişliği dikkati çekerken Doğu Avrupa ülkelerinin hemen hemen tamamında körlük alanındaki her şeyi konu adına kontrol eden ve yöneten yürüten; yönetim organları sık sık değişmeyen, hatta çoğunda köhneleşmiş hantal yapıların başında eski anlayışları temsil eden uluslararası toplantılara tercümanlarla katılan yöneticilerin değişmeden kaldığı örgütler görünmektedir. Bu görüntü genel kurullarda ve çalışmalarda ister istemez soğuk savaş yıllarının askari müştereklerde bir araya gelmenin koşullarının daha demokratik ve daha fazla şeylerin paylaşılmasına uygun bu barış ve işbirliği ortamında hala eskisi gibi kalmasını, ilişkileri yapay olarak soğuk tutmaya eğilimli bir ortamı zorla da olsa yaratmaktadır. Batıdaki genellikle vakıf görüntüsündeki örgütlerden gelen yaşlı kuşak ile doğu blokundan gelen çoğunluğu batı dillerin bilmeyen dernek ağası nitelemesine uyan yöneticileri statikonun sürmesi konusunda anlaşmış görünmektedirler. AKB tüzüğü incelendiğinde mevcut durumun korunması durumunda her türlü önlemin alınmış olduğu görülecektir. Örneğin, seçme ve seçilme her ne kadar genel kurulda gerçekleşiyor gibiyse de, aslında istisnalar dışında aylar öncesinden hazırlanmış ve tavsiye edilen bir liste üzerinden yapılmaktadır. Çalışacak en uyumlu ekibin oluşturulması için herşeyin aylar öncesinden planlandığı söyleniyorsa da, bu durumu aslında yöneticilerin sahip oldukları konumlarını güvenceye almak için kullandıkları açıkça görülecektir. Önceden hazırlanan listeye girerek tavsiye edilen kişi durumunda genel kurula sunulabilmek için kişi ve örgütlerin o konumu gerçekten hak eden ikişer olmaktan çok, kişisel ilişkilerini kullandıkları ve listeye bu yolla girdikleri ender rastlanan bir durum değildir. Doğu ve Batı blokları arasında kuruluşunda belirlenmiş temsilde yukarıdaki gibi bir paylaşım özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde 90’lı yılların başlarında ortaya çıkan bağımsızlık hareketleriyle daha da büyük bir sapma göstermiştir. Şu kadar ki; Sovyetler Birliği’nin ve Yugoslavya’nın dağılarak Avrupa’da çok sayıda ülkenin ortaya çıkışı, her ülkenmin genel kurulda 6 delege bulundurması kuralı doğrultusunda genel kurulun yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Örneğin, bu gelişmeler 1990’lı yılların başlarında 5 olan Balkan Danışma Komitesi üyelerinin sayısını bir anda 11’e çıkarmış, böylece neredeyse AKB genel kurullarının dörtte birini oluşturan inanılmaz bir güç durumuna getirmiştir. Genel kurul ve yönetim organlarında ortaya çıkan bu yeni durumu, belki de her ülkenin eşit delege bulundurma kuralı dışına çıkararak örneğin Dünya Körler Birliği genel kurulunda olduğu gibi ülkelerin sahip olduğu nüfus kriterine bağlama düşüncesi anlamlı olabilir kanısındayız. Maddi yardıma ihtiyaç duyan ülkelere bu yardımlar AKB kaynaklarından değil diğer kaynaklardan gelebilmektedir. Örneğin Fransa Körler Federasyonu bir fon oluşturmuş ve bu fonun yalnızca Fransızca konuşan ülkeler yararına kullanılmasını şartı koşmuştur. Kuşkusuz zaman içinde bu uygulamada bir yumuşamaya gidilerek örneğin Özbekistan’daki bir projenin finansmanı bu fondan sağlanmaya başlanmıştır. Aynı şekilde İspanyollar İspanyolca konuşan ülkelere, Portekizliler Portekizce konuşan ülkelere, Norveçliler ve İsveçliler ise yanı başlarında bulunan fakir Avrupa ülkeleri dururken, gidip vicdanlarını rahatlatmak çabasıyla kimi Afrika ve Asya ülkelerine yardım etme eğilimindedirler. Varşova Paktı sona erdikten sonra Avrupa Birliği’nin bu ülkelerdeki özürlü kuruluşlar için oluşturduğu FARE Programı’ndan yalnızca eski doğu bloku ülkeleri yararlanabilmiştir.
|