Türkiye körler federasyonu ile ilgili tüm taraflara
21.Nisan.2008
Konu: anlaşılmak istenmiyoruz.
Derneğimiz, bundan yaklaşık bir ay önce “Yol ayrımının eşiğinde tarafları tarihi sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” Başlıklı bir yazı ile görüşlerini açıklayarak, içerisinde bulunulan koşullardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş ve tarafları bu önemli aşamada katkıda bulunmaya davet etmişti. Bu amaçla, bir an önce federasyon genel kurulunun olağanüstü toplanması istenmiş, sistemin işletilmesi ve işlerin yoluna konulması konusunda harekete geçilmesini talep etmişti. Ancak bu çağrıya: ne Türkiye Körler Federasyonu yönetim kurulundan, ne de, taraf derneklerden istenilen katkı alınamamıştır. federasyon yönetim kurulu, sanki ortada hiçbir sorun yokmuş gibi davranarak bütün işleri olağan genel kuruluna bırakmış, dernekler ise, delege sayımızın yetersizliği nedeniyle ihtiyaç duyduğumuz %20’lik orana erişme konusunda ki işbirliği çağrımıza ilgisiz kalmışlardır. Demek ki: esas itibarıyla, derneğimizin dışındaki diğer çevrelere göre, Türkiye körler federasyonu’nun ve onun üyesi olan derneklerin, ortama ilişkin hiçbir kaygıları yok ve her şey derneğimizin evhamından kaynaklanmaktadır. Şayet durum gerçekten böyle ise, derneğimizin tek başına federasyona ilişkin kaygılar taşımasının bir anlamı yoktur. Bu, olsa olsa derneğimizin kendisini mevcut ortamda iyi hissetmemesi manasında değerlendirilmelidir ki, o da, diğer tarafların sorunu olarak algılanmamaktadır. Madem ki ortada bir sorun yok, o halde bırakalım, federasyon işleri nasıl yürüyorsa öyle yürüsün. Ama bilinmelidir ki, çoğunluk iradesinin böyle tecelli etmesi, gerçeği değiştirememekte, olağandışı koşulları normale dönüştürememektedir. Bu nedenle, yakın gelecekte derneğimiz, federasyon konusundaki gelişmeleri izlemekle yetinecek, ortamın sorunsuzluğuna inanan tarafların çalışmalarını gözleyecektir.
Bahse konu yazının yayınlanmasının ardından yapılan bu tesbitin dışındaki bir başka gelişme ise, çeşitli kişi ve kuruluşların yapmış oldukları açıklamalardır. Bu açıklamalardan sadece birisi, doğrudan yazımızı ve derneğmizi hedef alan biçimde cevap olmak üzere yayınlandığından, yukarıdaki görüşlerimizin yanı sıra, bahse konu yazıda yer alan eleştirilere de, kamuoyunun bilgilenmesi için cevap vermeyi uygun gördük. Bu yazı Altınokta Körler Derneği’ne aittir.
Öncelikle anlaşılmalıdır ki, bu tür bir tarz ile yazımızın cevaplandırılmış olması, sorunların çözümüne hiçbir katkı sağlamadığı gibi, yazı sahibi görünen altınokta körler derneği yönetim kuruluna da, bir şey kazandırmamıştır. Benimsenen uslüp, adeta kavga için bir bahanenin beklendiği ve derneğimizin yazısı ile de, bu fırsatın ele geçirildiği havasını vermektedir. Her ne kadar yazıda, tarihe not düşmenin amaçlandığı vurgulanmaktaysa da, bu vurgulamanın yapılabilmesinin ancak bu uslüp ve zamanlamayla mı yapılması gerektiğini, yazının sahiplerinin ve bundan böyle bilgilenenlerin taktirine bırakıyoruz.
Açıklamalar:
3. Yazımızın, bu adımları atma konusunda bizi görevlendiren değerlerini yansıtmak adına içerdiği tarihi sürece ilişkin bölümünden kaynaklı bazı farklı anlamaların bulunduğu görülmüştür. Kuşkusuz tarihi bir özet yapmak gerektiğinde, bu özetin yakın zamanlara ilişkin olanlarının ayrıntılı ancak, tarihin geçmişe doğru derinliklerine inildikçe daha özetini verme ihtiyacı doğmakta, tartışmaların daha çok yakın geçmişe ilşikin yapılması nedeniyle, daha ayrıntılı yazmayı gerektiren bir yanı bulunmaktadır. Bunun dışında tüm taraflar şundan emin olmalıdır ki, derneğimiz 2002-2006 dönemini ne kadar sahiplenmekteyse, 1998-2002 dönemini de, aynı ölçüde benimsemekte ve sahiplenmek böbürlenmek olarak anlaşılıyorsa, bu dönem için de, böbürlenmekten kıvanç duymaktadır. Zira: çağımız şövence duygularla benimse veya ben yaptıysam iyidir, yoksa kötüdür anlayışının terk edilmesini zorunlu kılmış, artık doğru fikir ve işler kim ve hangi kuruluşlar tarafından yapılırsa yapılsın sahiplenilmesi gereken işler haline gelmiştir. Bu bakımdan alınan daire de, yasa konusunda yapılan çalışmalar da, ortaya konulan diğer çabalar da, bizim gururumuzdur. Şu kadar ki: böbürlendiğimizin iddia edildiği dönem, nedeni ne olursa olsun: (ister şans, ister kader, ister yönetme anlayışı, ister bilgi hatta isterse bilinmeyen bazı gizli güçlere bağlı gerekçelerle olsun), ama sonuçta Türkiye körler federasyonu’nun 32 yıllık tarihinde, eşi benzeri görülmemiş başarıların elde edildiği yegane dönemdir. Bu dönem elbette Türkiye Görme Engelliler Derneği’nin tekelinde ve sadece onlardan ibaret bir kadro tarafından ortaya çıkarılmış değildir. Kanımızca bu dönemde elde edilen başarılar nedeniyle duyulan sevinci ve hazzı yaşama konusunda Altınokta körler derneği ve örgütün diğer dernekleri de, aynı haklara sahiptir. biz bunu yaşamaktan ve anlatmaktan kıvanç duymaktayız. Başarının da, birilerine maal edilmesi söz konusu ise, bu konuda o dönemin kadrolarını alkışlamak kanımızca doğru olanıdır.
5. Bir başka hakareti ise top yekün örgütümüze yöneltilen yalancılık oluşturmaktadır. Yani örgütümüz yalancılıkla itham edilmektedir. Yalan, gerçek kişiler tarafından baş vurulan gerçek dışı beyanı ifade eder. Bir örgütün mensuplarının top yekün yalancı olabileceğine dair düşünce aymazlığının nasıl bir öğreti ve anlayışın sonucu olduğunu bilmek güç. Şu kadar ki, kurumların ve örgütlerin hafızaları vardır ve bu hafızalarında oluşan birikimlerden elde edilen bilgilerle, örgütün çalışmaları ve fikirleri oluşturulur. 2006 yılı genel kurulunda yaşananlar bizim bilgilerimize göre yazımızda yer aldığı şekildedir. Şayet böyle değilse, bunun yolu, karşınızdaki kişiyi yalancılıkla suçlamak değil, gerçeğin böyle olmadığına dair kayıt ve bilgileri vermektir. Hiç kimse karşısındakine yalancı demek suretiyle bir kanıta sahip olamaz ve bir savunmada bulunmuş olmaz. Genel kurul tutanakları zaman zaman yaşanan tüm olayların ayrıntılarını yansıtamayacak halde olabilir ve bazı bilgileriiçermeyebilir. Ancak salonda yapılan görüntülü ses kayıtları yayınlanmış olsa, bu konudaki kararı zaten kamuoyu verir ve bizde sahip olduğumuz yanlış bilgileri düzeltiriz.
6. Evet. Altınokta Körler Derneği’nin resmi yazısı ile, derneğimiz açıkça ahlaksızlık ve yalancılıkla itham edilmektedir. Kullanılan bu uslup ve yaklaşım biçimi sanırım altınokta körler derneği’nde meydana gelen değişimin en iyi göstergesidir. Şimdi sormak istiyoruz. Birbirlerini yalancılık ve ahlaksızlıkla suçlayan iki örgütün yöneticileri bir masanın başında nasıl oturacaklar ve Türkiye körler federasyonu’nun sorunlarını konuşacaklardır? Sanırım bu noktada yazıklar olsun demekten başka bir şey söylemek mümkün değil. Elbette nedeni ne olursa olsun, bu hakaretleri hak edende asla Türkiye görme engelliler derneği değil.
7. Bütün bunlar bir yana bırakılarak, fermani kurtel’in 2006 yılındaki federasyon genel kurulundaki iki derneğin ilişkisini bozan konuşmasına gelirsek: Yazıda fermani kurtel’in bu açıklamalarının yanlış olduğu konusunda hiçbir ifade yoktur. Sadece kurtel’in ifadelendiriş biçiminin biraz çirkin olduğuna deyinilmektedir. Yani: esas itibarıyla düşünceleri doğru ancak, ifade ediş biçimi yanlış olarak sunulmaktadır. İşin aslına bakarsanız, seçilen uslüp bizi hiç ilgilendirmemektedir. Ancak, söylenenlerin yanlışlığına ilişkin bir vurgulama yoktur. Zaten olmasıda mümkün değildir. Zira: bir kimsenin kendi imzasıyla kendisini yalanlamasıda beklenemez. Yani: kurtel’e göre, halen istismarcılık istenildiğinde malzeme olarak kullanılabilecek olan, bunun ötesinde ilkesel değeri bulunmayan bu nedenle de mücadele edilmesi gerekmeyen bir durum. Fermani kurtel’in bu durumu, örgüt içerisinde kullanmadığı ve başarısının bu açıklamalara endeksli olmadığı savunmasına gelince: sanırım bir örnek vermek yerinde olacaktır. Naim Süleymanoğlu ve Yusuf Namoğlu siyasi arenada adları bilinmeyen kimseler olduğu halde, onların sportif alandaki yönleriyle kamuoyuna maal oluşları yerel yönetimlerin seçimlerinde belediye başkanı seçilmelerine yardımcı olmuştur. Bu seçimlerde, onların sportif başarılarının bir önemi olmamalıydı, inanıyoruz ki, bu nedenle onlarda zaten kendilerinin ne kadar iyi hakem veya sporcu olduklarını seçmenlerine anlatmaya çalışmamışlardır. Ancak, onlarla ilgili var olan bu bilgiler seçimleri kazanmalarına yetmiştir. Bu nedenle, her kezin farklı ortamlarda da olsa ortaya koyduğu tavır ve tarz, bir başkasını olumlu ya da, olumsuz anlamda etkilemektedir. Fermani Kurtel’in görüşlerinin kimi bağlayıp, kimi bağlamadığı meselesine gelince, açıkçası Altınokta Körler Derneği’ni bağlayıp bağlamadığı noktasında, bizim bir şey söylememiz mümkün değildir. Ancak, fermani kurtel’in görüşleri elbette onun tarafından oluşturulan ve onun sayesinde seçim kazanan yönetim kurulunu bağlamaktadır. Bir an olsun böyle olmadığını düşünelim. Kendileri adına bizlerle görüşmeye yetkili olacak olan kurtel hangi koşullarda temsil ettiği yönetim kurulunu bağlayan, hangi koşullarda ise, bağlamayan temsil yetkilerini kullanmış olacaktır. Bunun en bariz örneği altınokta körler derneği genel kurulunda yaşanmamış mıdır? Herkeze konuşma hakkının verileceğine ilişkin yapılan protokol, genel kurul sırasında ihlal edilmemiş midir? Demek ki, yapılacak bu görüşmelerin ne zaman anlaşmayla sonuçlanacağı veya sonuçlanmayacağı, altınokta körler derneği yöneticilerinin günlük çıkarlarına göre değişecektir. Tüm kamu oyuna bu koşullar altında stratejik konular da dahil olmak üzere, federasyonla ilgili kalıcı sonuç doğuracak olan görüşmelerin altınokta körler derneği adına hareket edenlerle nasıl yapılacağı konusunda cevap bulmaları gereken bir soru yöneltiyoruz.
8. Türkiye körler federasyonu ve hasan tatar konusuna gelince, Dernek olarak 2006 genel kurulunda hasan tatar’ın adaylığına karşı çıkışımızın nedeni, devam eden işlerin beklemeye tahamülü yoktu. Sürecin içerisinde yer alan, işlere vakıf, kadroyu tanıyan ve tüm diğer derneklerce çalışmaları ile tanınan, alanda daha önce almış olduğu görevlerle tecrübesi görülmüş olan bir isme ihtiyaç vardı. Hasan Tatar ismi bunların hiç birine cevapvermiyordu. Bu düşünce doğrultusunda karşı çıktık. Şayet bizim bu eleştirilerimize rağmen ilk yazımızda belirtilen sorunlar bu dönemde ortaya çıkmamış olsaydı ve hasan tatar yönetimi başarılı olsaydı, eski günlerin aranmasını bir yana bırakalım da, az buçuk bu döneme dair yeni bir şeyler ortayakonulsaydı, dernek olarak yaptığımız hatanın özeleştirisini yapar, altınokta körler derneği’nin kararını alkışlamakta öte, bu gün, her kezden önce Sayın Tatar’ın göreve devam etmesi konusunda dernek olarak ısrarcı olurduk. Bizlerin altınokta körler derneği’nin iç süreçlerine müdahale etme hakkımızın olmadığını, elbette bilmekteyiz. Ancak, ortak evimiz niteliğindeki federasyon için her örgütün alacağı karar bizleri de ilgilendirmektedir. Bütün bunlara rağmen altınokta körler derneğinin başarıları kanıtlanmış ve deneyimleriyle bu güne kadar körler toplumuna maal olmuş isimlerinden birisi tarafımıza önerilmiş te, buna itiraz etmiş değiliz. 2002 yılında altınokta körler derneği aceba Türkiye görme engelliler derneği tarafından sıradan birini aday göstermiş olsaydı desteklenecek miydi? Bu noktada Ahmet cantürk’ün en iyi aday olduğu tartışılabilir ama, yine de son genel kurulda seçimi kazanan derneğin genel başkanı olduğu unutulmamalıdır. Görüleceği gibi, derneğimizin hasan tatar’a yönelik hiçbir takıntısı yoktur. Durumun bu hale gelmesinin müsebbibi en iyi ve bilinen adayını federasyon başkanlığından esirgeyen altınokta körler derneğidir. Kuşkusuz başarılı bir yönetim ve onun başkanından bahsediliyor olsaydı, altınokta körler derneğinin dayatmacı tavırlarına da razı olunabilirdi.
9. 2005 yılındaki yasanın kabulünden sonraki süreçle ilgili olarak işlerin kötüye gittiğine ilişkin eleştiriye dair, herkezin eski bilgilerini tekrar hatırlamasının gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Zira: bu dönemde işlerin daha kötüye gitme ihtimalini ortaya koyan somut gelişme, Ahmet cantürk’ün çalışmakta olduğu iş yerinde, çalışma düzenine ilişkin meydana gelen değişikliktir. Bu durum altınokta körler derneği yöneticileri ve ileri gelenlerine anlatılmış 2005 eylül ayında, görevin bırakılabileceği bilgisi verilmiştir. Konuyla ilgili tanıklar suha sağlam, Turhan içli, Mehmet emin demirci, Abdullah çetin, Nurhan çulhaoğlu ve Türkiye görme engelliler derneği’nden bir kısım temsilcidir. Bütün bunlara rağmen öyle, iddia edildiği gibi, bir zafiyette sergilenmemiştir. Zira: belki tarihte bir kez daha ülkemizde yapılmayacak olan Avrupa körler birliği genel kurulunun ülkemize alınması 2006 yılı mart ayında; uluslar arası sempozyum 2006 şubat ayında; bununla ilgili projenin hazırlanması ve finansmanı 2005 yılı aralık ayında; Türkiye sakatlar konfederasyonu başkanı Faruk öztimur’un sona giden yolculuğunun başlatılması 2006 yılı şubat ayında; bununla ilgili diplomatik çalışmalar 2005 yılı kasım ayında, yeni konfederasyon için ortopedik özürlüler alanındaki derneklerin kurulması 2006 yılı mayıs ayında; zihinsel engelliler alanındaki derneklerin kurulması 2006 yılı nisan ayında tamamlanabilmiş, bunların her biri Türkiye körler federasyonunun yıllar boyunca hayali ve ruyası olarak anılmış olaylardır. Bu işlerin sokak gösterisi gerektirmemesi sanırız, tüm etkinlikleri sokak gösterisinden ibaret sayanların bir şey yapılmadı psikolojisine kapılmalarına neden olmuş. Sayın hasan Tatar’ın böyle dönemlerle mukayeseli olarak eleştirilmesinden bahsetmiyoruz. Yeterki mensubu olduğu dernekte seçim kazanmak için propaganda yapanlar kendi genel kurullarında dahi kendi federasyon başkanlarının yönetimindeki kurumun su borçlarını malzeme olarak kullanmasınlar ve buna sığınmasınlar.
10. Bir de, sayın hasan tatar’ı destekleyen derneğimizin dışındaki diğer 4 derneğin neler yaptığını, destek vermeyen derneğimiz ile, destek veren diğerlerinin ortaya koydukları etkinliklerin objektif olarak kıyaslanarak değerlendirilmesini, sağ duyulu vijdan sahibi insanlardan beklerken, bu desteği veren derneklerden de, ne kadar destek verdiklerine ilişkin açıklamalar yapmaları beklenmektedir.
Sonuç: Derneğimiz, tartışmaya konu edilen yazısını yayınlarken, duyduğu rahatsızlıklara katılan ortaklarının olduğunu umuyor, bir nedenle duyulmayan ve fark edilmeyen sesine, bu yazı ile, cevap alacağını bekliyor ve işlerin dünden yarına iyiye götürülmesi noktasında bir hareket başlayabileceğini düşünüyordu. Bunun karşılığında var olan görüşme ihtimallerinin de ortadan kaldırılmasına hizmet edecek olan ve başkaca hiçbir değer ifade etmeyen cevapla karşılaştı. Sanırız son köprülerin de atılmasına hizmet edenler bu durumdan hoşnut olmuşlardır. Yapılan uyarı ve eleştiriler karşısında, toparlanmak ve kendine çeki düzen vermek varken, ağza alınmayacak laflarla, seviyeyi düşürerek, karşı saldırılarda bulunduğunda her şeyi hallettiğini sanmak, bilmiyoruz neyi çözecek? Ancak, artık bilmekteyiz ki, altınokta körler derneği’nin bu yeni yüzü, bizlerin uzun zaman işbirliği yapmasına engel olacak, yaratmış oldukları güvensiz ortam ile, istikrarsız ve kırılgan politikalar nedeniyle, kendi bünyelerinden çıkaracakları başkan adayını dahi ne kadar destekleyecekleri konusunda kamuoyunun kafasında soruların var olmasına neden olacaktır. Artık, geleceğe dair hesaplar bir yana bırakılmış, sandalya kavgalarına tutuşulmuştur. Türkiye körler federasyonu’nun genel kurulunun delege yapısının çoğunluğu altınokta körler derneğine aittir. Dolayısıyla federasyonu, işlevsel kılmak elbette her zaman en çok bu derneğin sorumluluğundadır. Dernek üzerindeki bu ağır sorumluluğa uygun davranmasını başaramaz ve kendi dışındaki dünyaya istikrar ve güven konusunda garanti veremezse kısa süre içerisinde, hızla azalmış olan federasyon ile ilgili beklentileri bitirecek, dernekler, artık, federasyon yönetim kurullarında yer almak için veya genel kurullarında bulunmak için çaba harcamayı bir yana bırakın, bu işleri kendileri için angarya görmeye başlayacaklardır. Dolayısıyla, kavga altınokta körler derneği tarafından en son düşünülmesi gereken husustur. Bütün bunların ötesinde ise, adam yirine konulmayan, yasal haklarını kullanamayan, en büyük gücünü dayanışmadan alan görme engelli kitlesi ise, başka arayışlara yönelecek, derdine derman olamayan bu sistemden kopacaktır. İlgili tarafların, belki bir kez daha mevcut durumu anlama konusunda çaba sarfedeceklerini ummak istiyor, her şeyin özelde görme engelliler için, genel de ise, tüm engeller için iyiye gitmesi dileklerimizle, Kamuoyuna saygılarımızı sunuyoruz.
Türkiye görme engelliler derneği
Teşkilatlandırma sekreteri genel başkan |